21 Nisan 2018 Cumartesi
Ana Sayfa
İletişim
Bize Ulaşın
Künye
Mobil Bölüm
GÜNCEL
SİYASET
SPOR
EĞİTİM
SAĞLIK
EKONOMİ
GENEL
MAGAZİN
KÜLTÜR SANAT
ADLİYE
RÖPORTAJ
 DİĞER
 
Ana Sayfa Foto Galeri Video Galeri
     
 
MEDYA da TAMAM, SIRADAKİ?
MEDYA da TAMAM, SIRADAKİ?
08 Nisan 2018 11:16:52

Yazar : Prof.Dr.Oğuz OYAN
  Ankara'nın Nabzı 
   
 
   
     
Yazı boyutunu büyütmek için       

MEDYA da TAMAM,
SIRADAKİ?



İktidar
partisi bütün koşulları lehine dönüştürerek ilerlemek istiyor. Bu, kendine
güvenden kaynaklanmıyor. Tam tersine: Korkularını besleyen yeni bir 7 Haziran
kâbusundan kurtulamamaktan kaynaklanıyor. Kâbus ise, "ya zafer ya
yokoluş" ikilemine sıkışmışlıktan ileri geliyor. Söz konusu olan sıradan
bir sistem partisi değil; rejim yıkıcı-rejim kurucu olma iddiasındaki bir
parti. Dolayısıyla demokratik bir parlamenter sisteme içkin bir siyasal
devir-teslim (alternance/alternation) olgusuna tamamen yabancı. Bunu
belediyelerde bile zor kabulleniyor.



Medyadaki
cılız eleştirilerin veya görece nesnel haberlerin bile susturulmasına ihtiyaç
duyması bu yüzden. Oluşturmaya giriştiği dinci toplum projesinin, otokratik bir
yönetim sistemi olmaksızın, bunun için askeriyeyi biat ettirmeksizin
gerçekleşme olanağı yok. Bu nedenle, bunun meşruiyetini sürekli üretmesi
gerekiyor: İçerde başarısız darbe girişimi bahanesi,içerde ve dışarda
"terörizme karşı savaş" gerekçesi, gerekirse de "iç
savaş"...Ancak herşeye rağmen bunlardan gerçekleşen ilk ikisinin toplum
gözünde siyasi aşınmanın çaresini oluşturamadığı görülüyor. Öyle görülüyor
olmasa işi bu kadar sıkı tutma gereği duyulmazdı.



Aslına
bakılırsa, seçim kurullarının ve YSK'nın teslim alınması, seçim sistemine dönük
bütün demokrasi-dışı önlemler,ilk aşamaydı. Sandık kurullarının yeni yapısı,
özellikle sandık başkanlarının iktidarın memurlarına dönüştürülmesi, aynı
binada/sitede oturanların aynı sandıklarda oy kullanmasının engellenmesi,
böylece milyonlarca gönüllü denetçiyi temsil eden seçmen kitlesinin
ayrıştırılması, daha önceden parmak boyasının kaldırılmasının bir uzantısı
olarak mühürsüz oy pusulalarının hukuken geçerli sayılması, güvenlik güçlerinin
oy kullanma mahallerine herhangi birinin talebi üzerine girebilecek olmaları,
sandık birleştirmelerinin idari kararlara bırakılmasıgibi düzenlemeler,
seçimleri iktidar adına garanti etmenin düzenekleri olarak sahneye sürüldü.
(AGİTPA üyesi olarak Sovyetler Birliği'nin dağılması üzerine kurulmuş birçok
ülkede 2007-2011 döneminde seçim denetmenliği yaptım: Gürcistan'da, Ukrayna'da
(2 kez), Moldova'da, Makedonya'da, Belarus'ta... Seçimlerin demokratik
örgütlenmesi genelde oldukça iyiydi. Bunlardan sadece birinde, Belarus'ta, tek
bir nedenle seçimler şaibeli olmuştu; o tek neden de, sandık başkanlarının
iktidarın doğrudan temsilcisi olmalarından ve verilen talimatları
uygulamalarından ibaretti; şimdi Türkiye'de bunun çok daha fazlası örgütlenmiş
durumda).



Medyanın
teslim alınması aşaması ise 2003'ten beri süren bir süreç. Şimdilik son halkası
Doğan grubuydu. Ama medya ile yetinilemezdi kuşkusuz. İzleyen aşama,
seçimlerdeki siyasi rakiplerin elenmesiydi. Dokunulmazlıkların kaldırılması
bunun için kaldıraç görevi gördü, HDP'lilerin cezaevlerine atılmasıyla
sonuçlandı. Sırada, MHP'den kopanların kurduğu İYİ Parti'nin olması
kaçınılmazdı.



Bu
nedenle İYİ Parti'nin seçime girmesinin engellenmesi, bunun için gerekirsehukuk
dışı yolların da kullanılması şart görülüyor. İYİ Parti'nin olağanüstü
kongresinin Halk Tv ve TELE 1 dışında görsel medyanın canlı yayınlarında yer
bulmaması da bu nedenle. Burada medyanın bütünüyle iktidar yandaşı yapılmasının
etkileri açıkça görülüyor. Birşey daha: İYİ Parti kurulmamış olsaydı, yani
milliyetçi sağ ikiye bölünmemiş ve muhalefeti seçen kolu iktidar partisi
seçmenine hitap etmeye yönelmemiş olsaydı, 2019'un siyasi dengeleri şimdiden
iktidar lehine oluşmuş ve seçim sonuçları adeta peşinen ilan edilmiş olacaktı.Dolayısıylaşimdiye
kadar İYİ Parti'nin 2019 gündeminden çıkartılabilmesi için uygulanan engelleme
biçimleri, bundan sonradenenecekler yanında hafif  bile kalabilir.





Peki,
Doğan Medya grubu bu kadar kritik miydi, zaten büyük ölçüde iktidara biat
etmemiş miydi denilebilir. İktidar gözlüğünden bakarsanız, tam kendisinden
olmayan her medya birimi, her toplumsal güç unsuru (parti, demokratik kitle
örgütü, dernek, vakıf, platform, vb.) potansiyel bir tehdittir. Aslına
bakarsanız, uzun erimde buna NTV de girecektir, İslamist olmayandiğer medya
birimleri de, İslamist olup da iktidardan yana olmayanlar da, şimdi Doğan Medya
grubunu teslim alanlar da...



Doğan
Medya'nın satılmasını önemsiz görmüyor olsanız da, büyük sermayenin medya
sahipliği aracılığıyla bir demokrasi, bir özgür medya mücadelesi içinde
olabileceği gibi safiyane bir düşünce ile aranıza mutlaka açık bir mesafe
koymalısınız. Başka ticari faaliyetleri yanında bir de medya sahipliğini
kullanan büyük sermayenin böyle bir hedefi hiç olmadı. İktidarın gücünün dengelenebildiği
siyasi ortamlarda, özellikle koalisyon dönemlerinde, medya gücünü kullanabilen
sermayedar kullanamayana göre birkaç adım önde oluyordu. Bu nedenle 1990'larda
en heves edilen işlerin başında geldi medya sahipliği. Buna dinci medya da
eklendi.



AKP,
2007'ye kadarki ilk döneminde, hiçbir iktidara nasip olmayacak yaygınlıkta bir
medya desteği gördü. Sermaye medyası ile tam bir al gülüm-ver gülüm ilişkisi
içindeydi. Doğan Medya Grubu iktidarın tam gövde arkasındaydı. Böylece işlerini
büyütmenin yollarını buluyordu. Eşyanın tabiatı/sermayenin doğası gereği, bir
talana dönüşmüş olan özelleştirmelerin katıksız savunucusu ve faydalanıcısıydı.
Eylül 2005'te TMSF eliyle satılan Star TV'yi alırken medyada tekel konumuna
yükselmesi, iktidarın hoşgörüsüyle gerçekleşiyordu. Tekel'in özelleştirilmesi
sürecindeki bir düzenlemenin Cumhurbaşkanı Ahmet Necdet Sezer tarafından çok
sağlam gerekçelerle veto edilmesi, Milliyet'te manşetten, Hürriyet'te de genel
yayın yönetmeni Özkök'ün köşesinden, '"Ve Sezer tüy dikti" veciz (!)
ifadeleriyle acımasızca saldırıya uğruyordu. Liberallerin toplandığı Doğan'ın
Radikal Gazetesi'nin AKP'nin yükselişinde oynadığı ideolojik rolü de azımsamamak
gerekir. Buradan yapılan salvo atışlarının hedefinde iktidardan çok muhalefet
(özellikle CHP ve Kemalizm) bulunmaktaydı.



Evet
2007 sonrasında -çıkar ilişkileri nedeniyle- aralar açılmıştı. Bu süreçte  Aydın Doğan anamuhalefetin yönetimini dizayn
etmeye daha fazla öncelik vermeye başlamıştı. Bu geri çekilmeye rağmen izleyen
süreçte astronomik vergi cezalarının gelişini önleyemedi ve bu defa iktidara
biat edişi güzellikle değil vergi sopasıyla sağlanmış oldu. Son yıllarda artık
yelkenler iyice suya indirilmişti. Ama, tekrar başa dönersek, bu kadarı da
yeterli olamazdı. Bu nedenle de Aydın Doğan'ın medya sektöründen çekilmesi gene
de yeni bir sayfanın açılması anlamındadır: Azgın liberalliğin yerini
liberalizmi de içeren başka bir azgınlık almaktadır ve bu, medyamıza, onu
yekpare hale getiren yeni bir veçhe kazandırmaktadır.





Geçen
hafta burada Başbakan Yardımcısı Mehmet Şimşek'in bir konuşmasından bölümler
aktarmıştık. Şimşek, aslında dünyadaki ekonomik bozulmaya dikkati çekerken konuyu
Türkiye'deki mali kırılganlığa da getiriyordu. Ama zamanlaması pek yanlış
olmuştu. Göklere çıkarılacak bir şişirilmiş büyüme oranının açıklanmasından bir
gün önce bu pozisyonu alması, Reis'e göre, ayağına kurşun sıkmaktan
farksızdı.  "İnanmıyorsan, biz bu
işe inananlarla yolumuza devam ederiz" diyor ve Pendik İlçe Kongresi'nde
bakanını yuhalatabiliyordu. (Gerçi tıpkı faizleri indirmedeki iktidarsızlığı
gibi, uluslararası finans kapitalin kabinedeki son temsilcisi olan Bakanını da
yıllardır azledemiyordu).



Bizim
varmak istediğimiz yer başka: Medyanın neredeyse tamamına el koyan, yargıyı
arka bahçesi yapan bir iktidarın, Hükümetin emrindeki kurumların yöneticilerine
istediğini yaptırması zor mudur? Ya da başka türlü davranabilir mi? Bakanını
azarlayan ve yuhalanmasına neden olan bir zihniyet, doğrudan emrindeki TÜİK'i
boş bırakabilir mi? Korkut Boratav Hoca'nın geçen Cuma günü Sol Portal'daki
yazısındaki uyarıları yeterince açıktır.



TÜİK'in
tutarsız verileri bugün bağımsız iktisatçıların işlerini zorlaştırıyor
olabilir, ama yakın bir zamanda TÜİK'in kendi ayağının da bu tutarsız verilere
dolanacağından ve bir istatistik kurumu için en kötü
sıfatı, 'güvenilmez' sıfatını boynuna takacağından kaygı duyarız.



 

  Bu Yazı Toplam 305 Defa Okunmuştur

 Paylaş
 
 
YORUM EKLE
   
TAVSİYE ET

 Yorumlar ( 0 )

Henüz bir yorum yapılmamış

Köşe Yazar
Mehmet DURSUN
AK PARTİ TEK BAŞINA İKTİDAR OLUR MU?
Prof.Dr.Oğuz OYAN
EMPERYALİST HAYDUTLUK
Derya AKBIYIK
ÇAYCUMA ‘DA DÖRT YIL
Murat Meran
İŞTE 2023 GERÇEKLERİ
Neval Kütük Yoga ACADEMY Antrenörü
MUTLAK KABULLENİŞ
Sakine BAHADIR
DEMEDİ DEME…..
Şirvan YÜCEL
SIR NEDİR VE NASIL ALGILANIR? KİTABI VAR ARTIK!
Serpil Şen ÖZER
BURÇ YORUMLARINIZ (10-17/11.2017)
Süleyman Kurt
İSTİSMAR
Cemal Doruk
BENİM BABAM ADAM GİBİ ADAM AMA BEN!...
Filiz KOCABIYIK
BİZ KİMİZ?
Süleyman Şen
ZONGULDAK ÖZEL SEKTÖRÜ
Fahri Özdemir
UTKU KOLEJİ’NDEN YENİ AÇILIMLARA DOĞRU…
Burhan ÇAKIR
ENGELLİ ÇOCUĞU OLAN ANNE ÖZELDİR
Alıntı Yazarlar

 

 

Sosyal ağlarda bizi takip et
Copyright © kdzmeydangazetesi.com - sitemizde yayınlanan makale, yazı, döküman, dosyalar ve resimler izin alınmadan ve kaynak gösterilmeden kullanılamaz.